İLETİŞİMDE YÜZÜN BEDENİN DİLİ
9/4/2006 · Kategori: YonetimveOrganizasyon
![]() |
|
İLETİŞİMDE YÜZÜN BEDENİN DİLİ Her hareket mesajdır.Bilinçaltınız sizin hizmetkarınız bunu unutmayın. Beden pozisyonunu değiştirerek mutlu ve güçlü olabilirsiniz.Yüzünüzde gülümseme ile dolaşın, bakın ne hissedeceksiniz. Asık suratlı olun, bakalım ne olacak?Arkaya yaslanıp elleri kenetleme hareketi, karşı koymayı anlatır.Önemli biri karşısında koltukta arkaya yaslanılmaz.Konuşan kişi sözünü bitirdiğini başını hafifçe sallayarak karşısındakine anlatır.Dinleyici arkasına yaslanır, kollarını ve bacaklarını kavuşturur ve dinler. Katılmadığı bir fikir ileri sürüldüğünde duruş değişir ve karşı çıkılmaya hazırlanılır. Öne eğilinebilir kollar ve bacakları kavuşturulmuş durumdan çıkarılır. Bitirince tekrar aynı pozisyonu alır. O pozisyon da mesaja açıklık ve kapalılığı gösterir.Yüzümüzü başka yöne çevirmek o konunun bizim için bittiğini gösterir.Başın öne eğilmesi cümle sonunu, yukarı kalkması soru sorulduğunu belirtir. Kambur duran birinin egosu dik duran kadar güçlü değildir. Sırtı dik olanın da esnekliği azdır. Başı dik, yukarıda olan kolay taviz vermez. Duygularımız bedenimize yerleşir kalır. “Kabadayı Mükremin” duruşu, “Mutsuz insan” duruşu, özgüven duruşu, savunmacı duruş, içe dönük duruş vb. Neden askerlere dik durması öğretilir? Kendilerini kararlı, güçlü, özgüvenli hissetmeleri için.Ne hissediyorsanız siz “O”sunuz. KULAKLAR Büyük: Dinleyici, iyi niyetli YANAKLAR Çıkık: Güç sembolü AĞIZ Küçük: İçe dönük ÇENE İri çene kemiği: Kararlı, üstünlük kurma eğilimi ALIN Yuvarlak ve dolgun: Orjinal fikir üreten, katı kurallardan hoşlanmayan KAŞLAR Yay gibi: İnsan odaklı, pratik uygulamalara önem veren GÖZLER Yukarı doğru açılı: Olumlu bakış açısı, yüksek hayal gücü BURUN Büyük: Otoriteye sahip, işe katkıda bulunmak isteyen, liderlik özelliği ELLER, ELLER, ELLER: Açık Avuç: Dürüstlük, açıklık. Amerikan filmlerinde, Kızılderili, yemin, teslim sahnelerinde eller açıkta tutulur Avuç açık ve avuç içi yukarı bakar. Ne düşünüyorsunuz? “Ben dürüstüm, gizlediğim bir şey yok” mesajı verir. Avuç ne zaman gizlenir işte o zaman gerçekle ilgili bir problem var demektir. Gerçek yalnız açık avuçla söylenir. Avuç aşağı doğru bakar. Otoritedir. Avuç açıkken otoriteyi sağlayamazsınız. Emir olarak kodlar. Statüde izleyin üstlerin avuçları yere bakar. İşaret parmağı ileride avuç yere bakıyorsa. Antipatik, tehdit edici bir davranıştır. Avucu yukarı çevirirseniz rahat bir yaklaşım olur ve insanlarda olumlu etki bırakırsınız. Yumruk. Tehdit anlamındadır. Saldırganlığı gösterir. Sıkılı yumruk ve işaret parmağı tehdit oluşturur. EL SIKMA VE EL HAREKETLERİ : El sıkma sayısı: Normali 4-5'dir. Fazla ise ya saymayı bilmiyordur, ya parkinsonu vardır ya da kurban bayramında sanıyor olabilir. Baskın sıkma: Avuç aşağı yere bakar. Denetimi ele alma isteği, otoriter bir sıkış, üstünlük göstergesidir. Otoriter konumdan kurtulmak için sol ayak önde sıkışın sağ ayağı ileri atarken kişisel alanına girin ve eli çevirin. Mahrem bölgeye girdiğiniz için kontrol size geçer. Avuç aşağı doğru el uzatanı etkisiz hale getirmek için bir de elini üstten tutma yöntemini uygulayabilirsiniz. Böylece sizin eliniz üste geçeceği için baskın konumdaki siz olursunuz. Teslimiyetçi: Avuç içi yukarı. Denetimi karşıdakine bırakmak. Kontrol onda hissi vermek veya özgüven eksikliği. Üstlerinizle el sıkışırken bakın nasıl? Adam gibi sıkma: Her iki elde de eller yatay konumdadır ve eşitlikçidir. İlk uzatan: İlk hareket samimi olmayan resmi ortamlarda giden sizseniz karşı taraftan gelmelidir. Ev sahibi sizseniz ilk hareket sizden gelmelidir. Sandviç usulü: Politikacı el sıkışıdır. Karşıdakine güvenilir, dürüstlük, samimiyet mesajı verir. Yeni tanışılan kişiye uygulamayın. Bu bilekten, dirseğe, üst kola, omuza kadar uzanabilir. Sanal sıkma: El cansız gibidir. Sallamaz. Öylece durur. Zayıf kişilik, çekingenlik işaretidir. Bazen üstten bakma da olabilir. Sanatçılar daha dikkatlidir. Elleri ovuşturmak: Olumlu beklentiler, heyecan ve istek işaretidir. Hızlı ovuşturuluyorsa sizin için olumlu yavaş ise kendi için çıkar var demektir. Satışçılar ellerini hızlı ovuşturmalıdırlar. Müşteri ovuşturarak soruyorsa, satın alma olasılığı yüksek demektir. Elleri üşüyenler sadece soğuktan ovuştururlar. Başparmağın parmaklara sürtünmesi: Para bekleme hareketidir. Beklenti hareketidir. Size indirim yapacağım diyenler, borç isteyenler vb. müşteri ilişkisinde kullanılmaması gerekir. Kenetli eller: İlk başta güven hareketi gibi görünür. Yapan kişi gülümsese bile rahatsızlık, gerginlik, huzursuzluk, sabırsızlık, saldırganlık işaretidir. Bazen o kadar sıkılır ki eller beyazlar. Olumsuz duyguları dizginlemeye çalışan bir hayal kırıklığı hareketidir. Eller yüze ne kadar yakınsa olumsuzluk o kadar yüksektir. Çatı şeklinde eller: Bağımsız bir beden işaretidir. Kendine güven, kibir, üstünlük, kontrol etme isteğidir. Az beden hareketi yapan insanlar kullanırlar. “Ben biliyorum” der. Yüksek ve alçak çatı hareketi vardır.Yüksek çatı konuşan taraftır, alçak çatı dinlerken kullanılır. Yerinde kullanılırsa etkinizi ikiye katlar. Satış için çatı hareketinden önceki hareket belirleyicidir. Ellerin arkada birleştirilmesi: Ağa yürüyüşü, asker, aristokrat, polis vb. Daha çok erkekler yapar. Bunu yapan kadınlar genelde erkek fatma ya da yarmagüldür. Onlardan uzak durun. Üstünlük, kendine güven, bu durum insanı rahatlatır, güveni artırır, fakat çok hoş görünmediğini de unutmayın. Meydan okuyorsanız bu hareket uygundur. Otoriter olmak için, güvende hissetmek için bunu yapın. ELLER YÜZDE : Elin yüzde olması normal değildir. Genelde olumsuzluk, rahatsızlık, yalan, endişe, korku işaretidir. Ağzı kapama: Konuşurken ağzını kapatıyorsa dişlerde problem yoksa yalan söyleme ihtimali yüksektir. Dinlerken yapıyorsa size inanmama, size katılmama anlamına gelir. Eller ağzı örter başparmak yanaktadır. Ona sorun, görüşlerini alın tam 12'den vurursunuz. Bazen sıkılı bir yumruk olabilir. Burna dokunma: Ağız kapamanın daha bilgecesidir. Parmak buran hafifçe sürtebilir, kısa bir dokunuş olabilir.Yalan, inanmama. Kulakla oynama: Kulak memesi ile oynama, kulak çekme, kulağı kıvırma vb. İyi dinleyici, katkıda bulunma isteği, düşünme ve karar verme. El çenede: Okşama, küçük dokunuşlar dikkat yoğunluğu, dinleme, karar vermeyi işaret eder. Boyuna dokunma: Kaşıma şeklinde olabilir. Ortalama 5- 6 kez kaşınır. Şüphe, emin olmama, yalan söylerken bakışlarını da kaçırır. Yaka çekiştirme: Gömlek yakasını çekiştirme yalan işareti olabilir. Hafif üstüne giderek açıklama isteyin. Parmaklar dudaklarda: Yalan, aldatma hareketidir. Ağıza sokmak güven ihtiyacının dışa gösterilmesidir (Tırnak yeme gibi) emme hareketi görürseniz güven ve garanti verin. Parmaklarla ritim tutma: Ayaklarda aynıdır, sabırsızlık, sıkıntı olabilir. Ayağı sallama: Heyecan, özgüven eksikliği. YANAKLAR : Avuç içi yanakta: Mahzun duruş sıkıntı, ilgi dağılması, yorgunluk, hayranlık. Bir şey yapmazsanız uyuya kalırlar. Parmakları da oynarsa sabırsızlık ve sıkıntı katsayısını öğrenebiliriz. Her iki el yanakta: Türkiye'nin ekonomik durumu. Düşünme ve değerlendirme: İşaret parmağı beyni başparmak çene altında ise eleştirel dinleme.Bu hareketi yaparken parmaklar dudaklara veya göze gidebilir. İşaret parmağı dik diğerleri yumruk şeklinde ilgi dinleme işaretidir. Çene altındaki başparmak eleştiri işaretidir. İlgi değil. Baş ve işaret parmağı çene ucunu tutarsa karar verme değerlendirme işaretidir. Müdahale etmeyin ve düşünmesine izin verin. Karar hareketi sonrası kişi savunma veya kapalı pozisyona geçerse yeni noktalar öne sürün. Alına vurma: Unutma, pişmanlık işaretidir. Ense ovuşturma: Size kızmıştır, katılmıyordur. Genelde eleştirel, olumsuz tavırlı insanlardır. KOLLAR: Kol kavuşturma: Saklanma işaretidir. Arkasına saklanacağımız bir şeydir. Rahatsız, tedirgin, güvensiz, olumsuz, tehdit hissedenler yapar. Bu rahatlatır. %38 daha az dinleme olur. Daha az hatırlama ve öğrenme. Daha eleştirel, daha olumsuz. Basit kol kavuşturma: Yabancılar arasında, toplantılarda, ayaktayken, beklerken, açıkta hissettiğimiz yerlerde yaparız. Pozisyonu bozun. Zorlu kol kavuşturma: Yumruklar sıkılıysa savunma, saldırgan tutum içinde olmadır. Yüz ifadesi de gergin olacaktır. Rahatlatın, nedeni anlamaya çalışın. Siz açık pozisyonda durun. Bu duruş tehdit, tartışılmaya yatkınlık demektir. Bu saldırı işareti de olabilir. O sıkılan yumruk gözünüzün üstüne gelebilir. Kolu tutarak kavuşturma: Her iki el diğer kolu tutar. Bu gerginlik işaretidir. Dizginlemeye çalışıyordur. Üst pozisyondaki kişilerin yanında böyle duranlar görürsünüz. Üstün olan kavuşturmaz üstünlük duruşu yapar. (El arkada, bir el cepte, eller açık, baskın el sıkışma) BACAKLAR: Bacak bacak üstüne atma: Bacak hareketleri de kol kavuşturma gibidir. Olumsuz savunmacı tutum işareti olabilir. Kadınlar için dikkatli olunmalıdır. Onlara öğretilmiştir. BB kapalılık vardır.. Kimi daha yakın görüyorlarsa üstteki ayak ona ona doğru uzatılır. Klasik BB: Savunma, gerginlilk, çekingenlik, yorgunluk olabilir. Diğer hareketlerle birlikte yorumlamak daha doğrudur. Kollarla birlikte ise, savunmacı ve kopmuş demektir. Soru sorun, konuya dahil edin. Rekabetçi BB: Rekabetçi, meydan okuyan, inatçı, katı, tartışmacı kişidir. Pozisyonu bozmadan ikna olması zordur. Hırslı, mücadelecidir. Ellerde iştirak edebilir. Dizin gösterildiği taraf rekabet edilen kişidir. Ayakta bacak kavuşturma: Kokteyllerde, toplantılarda, kahve aralarında dikkat edin. Bu yabancılık duruşudur. İyi tanımadıkları kişilerin yanında böyle durulur. İnsanlar birbirlerini tanıyorsa, samimilerse eller açıktır, ayaklar grup üyelerine doğrudur. Çapraz ayaklar: Ayak bileklerinin kilitlenmesi. Olumsuzluk ve savunma işaretidir. Ya eller dizin üstündedir. Ya da eller kolçaklardadır. Endişe, sinirlilik, gerginlik, korku, panik işaretidir. Sanıkların, suçlanan kişilerin duruşudur. Duyguların gizlenme, kontrol altına alıma işaretidir. Kadınlarda ayak kilitleme: Bu kabuğa çekilme işaretidir. Yumuşak, içten yaklaşım sergilenmelidir. Utangaçlarda sık görülür. YALAN SÖYLEME: Gözbebekleri küçülür, terleme, yüz kızarması, göz kırpmada artış, bir kaşını yukarı kaldırır, ağzı kenarı seyirir, gözünü ovuşturur, burnuna, dudaklarına, yüzüne dokunur, ellerini gizlerler, gözlerini kaçırırlar, sağa yukarı bakarlar. Beden dili söylenenler bu hareketlerle uyuşmazsa inanmama eğilimi olur. |
Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!
X İLE SORUN ÇÖZME
8/4/2006 · Kategori: YonetimveOrganizasyon
'X' matematikte her türlü bilinmeyeni sembolize etmek için
kullanılır. 'X' bulunduğunda çözüm bulunmuş demektir. Yalnız 'x'
matematik problemlerinde bir eşitliğin sonucu değil, bir eşitliği
sağlayan girdilerden bir parçadır.
"Kutunun dışına çıkmak" ya da "kutunun dışında düşünmek" diye bir
deyim vardır. Bu deyimle herhangi bir sorun karşısında geleneksel
değil, sıra dışı ve yaratıcı yollar kullanılması kastedilir. Burada
aslında "kutu" bir metafordur. Kutunun içinde yer alanlar
geleneksel, kutunun dışında yer alanlar gelenek dışıdır.
Geçmişin çözümlerinin yetersiz kaldığı her türlü sorunda, ister
satışların düşmesi olsun, ister bir aşk ilişkisinin giderek kötüye
gitmesi olsun, isterse insanın kendi içinde düştüğü bir çatışma
olsun kutunun dışına çıkmak sorunun çözümü konusunda yenilikler
geliştirmeye izin verir. Peki, kutunun dışına çıkmak için ne tür
yollar kullanabiliriz?
Bunlardan bir tanesi "x" ile Sorun Çözümü olabilir. "x" matematikte
her türlü bilinmeyeni sembolize etmek için kullanılır. "x"
bulunduğunda çözüm bulunmuş demektir. Yalnız "x" matematik
problemlerinde bir eşitliğin sonucu değil, bir eşitliği sağlayan
girdilerden bir parçadır.
"x" bulmanın yollarından biri "x"e değerler verip eşitliği sağlayan
denemeler yapmaktır.
İş sorunları ve sosyal sorunlar bir anlamda matematik problemlerine
benzer. Eşitliğin sonucu diğer bir deyişle kurumun ulaşmak istediği
amaç ve vizyon bellidir: kar, büyüme, yenilik vb. bellidir. Ya da
bir aşk ilişkisinde istenen sonuç bellidir: evlilik, mutluluk, seks
vb. gibi. Belli olmayan o sonuca ulaştıracak "x"in ne olduğudur.
Yönetim sorunları ya da sosyal sorunlar, bir yandan da matematik
problemlerine çok benzemez, kesin bir sonuç bulunamayabileceği gibi,
çözüm yolu da, çözümün kendisi de çok çeşitlilik gösterebilir. "x"
ile problem çözme tekniği, aklımızı mantığın tek tip çözümlerinin
esaretinden çıkarıp çok çeşitli çözümlere köprüler kurdurabiliyor.
"X" İLE SORUN ÇÖZÜMÜNE ÖRNEK
Önce bir sorun örneği verelim. Sorunumuz bölüm sekreterinin
evrakları gerektiği gibi dosyalamaması ve gerektiğinde aranan
evrakların dosyalarında bulunamaması olsun. Sekreter, birkaç defa
ikaz edildiği halde aynı hatayı tekrarlamakta olsun. Bu sorunda
eşitliğin bir tarafı açık ve nettir. Evraklar gerekli olan
klasörlere zamanında ve hatasız kaldırılmalıdır. Bu sorunda "x"i
oluşturan sekreterin bu işi nasıl yapacağıdır. Bazılarınız
gerçek "x"in sekreter olduğunu, onun yerine kimin geçmesi
gerektiğini bulursak sorunun çözüleceğini söyleyebilir. Bu aşamaya
gelmeden önce, sekreterle bir çalışma yapalım. Örneğin sorunun
merkezindeki obje dosyaları "x" olarak alalım. "x"in
yerine "bebek"leri koyalım.
Sekreterimize diyelim ki, "Pınar hanım, bu dosyaları birer bebeğe
benzetelim. Dosyaların içine konması gereken evrakları ise bebeğe
verilecek yiyeceklere benzetelim. Birincisi eğer sen bu bebeğe
yiyecekleri zamanında vermezseniz, bu bebek önce hasta olur, daha da
geç verirsen hastanelik olur ya da ölür. Siz bebek katili olmak
ister misiniz? İkinci olarak bebeğe verdiğiniz mamaları ve
yiyecekleri yanlış yerlere koyarsanız ne olur? Bebeğin ağzından
vereceğiniz mamayı, bebeğin poposundan vermeye kalkarsanız çok tuhaf
olur... İyisi mi, siz bebeklerinize iyi bakın onları zamanında
besleyin ve gıdaları çocuğun poposuna değil, ağzına verin." Şimdi bu
tür bir paylaşım uygun bir üslupla yapıldığında çok sempatik de
olabilir. Ofiste sekreter her dosyalara baktığında bu metaforu "x"
anımsayıp gülümseyebilir ve daha dikkatli olabilir. Masasında
dosyalanacak evraklar biriktiğinde, bebeklerimi açlıktan
öldürmeyeyim diyerek evrakları yerine yerleştirebilir.
Bu sorun örneğindeki "x"in yerine sayısız şey konulabilirdi.
Kalemtraş, çiftçi, bakkal vb. gibi. Kalemler evrak yerine,
kalemtraşlar da dosya yerine geçebilirdi. Ya da dosyalama problemi
çiftçinin tarlayı ekmesine benzetilebilirdi ya da bakkalın
müşterilerine istediğinde malları vermesi olabilirdi.
SORUN ÇÖZME TEKNİĞİ ÇALIŞMA MODELİ
Sorunu belirleyin ve eşitliğin ne olduğunu tespit edin.
Sorunda "x" olarak kullanılabilecek girdiyi seçin.
"x"in yerine rastgele bir kelime oturtun. Kitap, kolonya, saat,
fincan.
"x"in yerine seçtiğiniz kelimeyle sorun arasında benzerlik kurmaya
çalışın.
Seçtiğiniz kelime işe yaramayacak olursa yenisini deneyin.
Bu tekniği iki ya da daha fazla kişiyle yüksek sesle uygulayacak
olursanız, eğlendiğinizi göreceksiniz.
HAFTANIN FIKRASI VE YORUMU
Bir şirkette, çalışan bağlılığını artırmak için bir program
geliştirmeye karar verirler. Genel müdür, bütün çalışanları toplamış
ve demiş ki; "sevgili arkadaşlar bundan sonra beş yılını dolduran
arkadaşlara yeşil bir sertifika vereceğiz.
Sertifikada "son beş yılda verdiğiniz değerli hizmetler sayesinde
şirketimiz ayaktadır yazacak. On yılını dolduran arkadaşlara da mavi
sertifika vereceğiz. Mavi sertifikada da son on yıldır verdiğiniz
değerli hizmetler sayesinde şirketimiz ayaktadır yazacak. Yirmi
yılını dolduran arkadaşlara kırmızı bir rozet vereceğiz." İşçilerden
biri sorar, "peki rozette ne yazıyor?" Genel müdür cevap verir: "Bu
adamın yeşil ve mavi sertifikası vardır."
İşyerinde bağlılığı artırmak için yapılan çalışmalar, dikkat
edilmediği zaman bağlılığı azaltan komik faaliyetlere dönebilir.
Çalışana günlük yaşamında ve işinde gösterilen saygı ve verilen
değer, beş yılda bir verilen sertifikadan çok daha fazla işe yarar.
(Yapabilen kuruluşlara ve yöneticilere...)
Haftanın Sözü:
Indira Gandhi demiş ki:
"Yumruk yapılmış bir elle el sıkışamazsın."
MELİH ARAT
http://www.egemegitim.com/
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
ZAMAN NASIL YÖNETİLİR
8/4/2006 · Kategori: YonetimveOrganizasyon
ZAMAN NASIL YÖNETİLİR
Günümüz çağdaş insanının çok fazla bağlandığını gördüğümüz, zaman nedir? Zaman hayattır ve zamanı boşa geçirmek, hayatı boşa geçirmek anlamını taşımaktadır. Addıngton, zamanın insanların sonsuzluk ölçüsü olduğunu ve şimdiye kadar zamanla ilgili doğal kabul edilen her şeyin, insan düşüncesinin ürünü ve göreceli olduğunu belirtir. Zaman ile uzay birbirine yakından bağlantılıdırlar. Zamanı anlamak için zamanın uzaya bağlı olduğunu anlamak gerekiyor. Uzay ölçüdür. Zaman uzay sayesinde ölçülebilmektedir. Zaman bir nesnenin uzaydaki bir noktadan başka bir noktaya geçtiği aralıktır. Zaman ve uzay kavramaları birbiri için gereklidir ve biri diğerinin göreceli değerine bağlıdır.
Zaman, insan için yaradılışından bu yana büyük önem taşımıştır. İnsanın gelişmesinde ve hangi alanda olursa olsun mesleki başarısında zaman anlayışının payı büyüktür. İş hayatını, sosyal ilişkilerini, eğlence ve dinlenme alışkanlıklarını bu anlayış içerisinde tanzim eden toplumlar diğerlerine nazaran daha fazla gelişmişlerdir. Yani gelişmiş ülkelerin zaman kullanımı konusunda bilinçlenmiş ülkeler olduğunu söylemek mümkündür. Bu gelişmiş ve gelişmemiş ülkelerin arasındaki en önemli farklardan birisini ortaya koymaktadır. Descartes’de toplumların ileri veya geri zekalı diye ayrılmayacağını ülkelerin gelişme ve zenginlik farkları yalnızca zamanı iyi kullanarak planlı ve programlı bir şekilde çalışmalarından ve dinlenmelerinden kaynaklandığını ileri sürmektedir.
İş sahipleri, iş adamları, doktorlar, mühendisler ve öğretmenler zamanı daha iyi yönetmenin gerekli olduğunun bilincine varmış olan pek çok meslek sahibinden bir kaçıdırlar. Zaman üzerinde tam bir denetim vaad eden bazı sistemlere karşı anlayışla karşılanabilecek bir şüphe duyulmaktadır.
Zamanın gelip geçici olduğu duygusu tamamen insanlara özgüdür. Bildiğimiz kadarı ile hayvanlar bu duyguya sahip değillerdir. Zaman uçar gider ( Tempus fugit) deyimi evrenseldir. Eğer başka birinden daha hızlı gidiyorsanız zaman sizin için daha yavaş geçecektir. Eğer dünyanın çevresinde saatte beş yüz m
il hızla uçarsanız ve yanınızda bir otomatik saat varsa saatin çalışmaya başladığı aynı noktada yer yüzünde bulunan saatin eşi, yaklaşık bir saniyenin bir milyonda biri daha geri kalmış olacaktır.
Einstein’ in bulduğu “ izafiyet ” zaman ve mekan arasındaki bağlantı hakkında düşünmemize neden olmuştur. Çok büyük “hız” söz konusu olduğunda zaman yavaşlar. Yine de Einstein’in bu buluşu zamanı tam olarak anlamamıza özellikle günlük yaşamımızda bunu uygulamamıza pek yardımcı olmamıştır. Aslında Einstein “ zaman” gizemine katkıda bulunmuştur. Zaman kavramına en çok yaklaşabildiğimiz, en iyi kavrayabildiğimiz an zamanı bir boyut olarak görebildiğimiz andır.
Değişmenin yer aldığı bir boyuttur zaman. Değişmenin hızı ve oranı son derece çeşitli ölçülerde oluşur. Dağların oluşumu milyonlarca yıl sürerken insanlar yarım yüzyıldan biraz daha uzun bir süre içinde doğuyor, büyüyor ve ölüyorlar. Bizlerde insan olduğumuzdan zamanı ve değişimi kendi yaşam sürecimiz ölçüleri ile değerlendirmeyi tercih ederiz.
Günlük yaşamda hemen herkesin sıkça kullandığı kavramlardan birisi zamandır. Gerek örgüt yaşamında, gerekse özel yaşamda zaman darlığından ve yetmezliğinden yakınmayan kimse de yok gibidir. Gerçekten de yokluğundan üzerinde en çok anlaşma sağlanan konuların başında zaman gelmektedir. “Hiç zamanım yok”, “ Çok yoğunum”, “İşten başımı kaldıramıyorum”, “Zaman bana yetmiyor” gibi deyişlerin gerisinde hep zamansızlık vurgulaması vardır.
Kavramsal olarak alındığında, zaman, içinde belli bir eylemin geçtiği süredir. Eylem yoksa zaman da yok demektir. Bir an için evrende hareket eden her şey durdurulabilse, zaman da durmuş olacak; böylesi statik bir ortamda zamanın varlığı söz konusu olmayacaktır. Tyler’in yaşamdaki “ en katı ve acımasız element”, Drucker’in da “en eşsiz ve en kıt kaynak”, Mackenzic’e göre “son derece nazik”, Lakien’e göre “zaman yaşamdır” olarak tanımlandığı zaman gerçekte yaşamın kendisidir. Geri döndürülmesi ve yerinin doldurulması olanaksızdır. O, herkesin yaşamında eşit biçimde sahip olabildiği tek kaynak olma gibi bir özelliğe de sahiptir.
Böylesine değerli bir kaynak olan zamanın etkili ve üretken olarak kullanılabilmesi son yıllarda “ zaman yönetimi” adlı yeni bir konunun ortaya çıkmasına neden olmuştur.
Kalıcı Bağlantı Yorum (3) Yorum yaz!
İ Ş H A Y A T I N D A S T R E S
8/4/2006 · Kategori: YonetimveOrganizasyon
İ Ş H A Y A T I N D A S T R E S
K A Y N A K L A R I
İş hayatı pek çok stres kaynakları ile doludur.Aşağıda çalışan bireylerin en sık karşılaştıkları stres kaynaklarından bazıları yer almaktadır.
1. Aşırı İş yükü :
Yeterli sayıda eleman çalışmayışı ,sık sık çıkılan iş gezileri, anında karşılanması gereken talepler ağır iş yükünün göstergesidir.İşin inişli çıkışlı olması ve belirli zaman dilimlerinde yoğun çalışma gerektirmesi de ağır iş yükünün nedenleri arasındadır.
2. İşin Sıkıcı Olması:
Çağdaş sanayide giderek gelişen otomasyon , makineye bağımlı hale getirmekte ve insanı yaratıcılığını yitirmeye zorlanmaktadır.Bu durumda çalışanlara can sıkıntısı ve stres yaratmaktadır.Ayrıca sanayi dışı alanlardaki işleri yapan bireyler için de iş sıkıcı bir duruma gelebilmektedir.Bürokrasi ve kırtasiye işleri de fabrikada yürüten bant kadar sıkıcı olabilmektedir.
3. Ücret Yetersizliği .
İş görenlerin ücrete ilişkin davranışları birbirinden farklı iki nedene dayanabilir.Bunlardan ilki , kazanç sağlama, ikincisi ise yapılan işin hakkını almanın ödülü olarak doyum sağlama isteğidir.Kazanç sağlama iş görenleri içinde daha yaratıcı ,devamlı ve tutarlı olmaya yönelten bir etmen olarak kendini göstermiştir.Diğer yandan ücret iş görenler için , örgütün üretimine yaptığı katkının hak edilmiş ödülü ve karşılığıdır.
4. Yükselme Olanağı:
Yükselme ve meslekte ilerleme arzusu her insanın içinde vardır.Yeterince ilerleyememe sonucunda bireyler yeteneklerini tam olarak kullanamadıkları için stres yaşayabilirler.Bunun tam tersi olarak ilerleme de stres yaratır.Çünkü, yeni görevlerin gerektirdiği yeni rollerle uyum süreci bireylerde stres tepkisini başlatabilir.
5. Çalışma Koşulları :
İş görenlerin çalıştıkları ortamın ısı, ışık,gürültü,titreşim,kalabalık etmenleri açısından uygun olmaması , ya da ergonomik ve insan sağlığı açısından uygun biçimde donatılmamış olması da önemli bir stres kaynağıdır.
6. Karara Katılamama :
Karara katılma yolu ile iş görenler, kendilerini etkileyen kararlarda etkin rol oynayabilmektedir.Kalıtımın temelinde yatan düşünce , kişilerin katıldıkları kararın uygulanmasını da benimseyecekleri de destekleyecekleri gerçeğidir.Kendilerini ilgilendiren kararlara katılamamak da önemli bir stres nedenidir.
7. Değerlendirmede Adaletsizlik:
İş görenlerin hangi ölçütlere göre değerlendirdiği belirsiz ise bu durum stres yaratan bir etken olacaktık.Özellikle nesnel olmayan ve kapalılık izlenimleri veren değerlendirmeler büyük stres kaynağıdır.
8. Zaman Baskısı:
Bazı işlerin kesin zaman sınırlarına sahip olması , yaşamın takvim ve saatle sınırlı iş yaşamında çok önemli bir stres kaynağıdır.
9. Araç- Gereç Yetersizliği:
İş görenler işlerini kendilerinden beklenen nitelik ve nicelikte gerçekleşebilmeleri için çeşitli araç ve gereçler kullanmak zorundadırlar.İşyerinde kullanılacak araç ve gereçler, çalışanla işi arasında iyi bir uyum sağlayarak , insanın çalışırken yıpranmasını önleyecek nitelikte olmalıdır.Araç- gereç yetersizliği iş hayatında en önemli bir stres kaynağıdır.
10. İş Ortamında Huzursuzluk:
İş yerindeki ilişkiler önemli bir stres kaynağıdır.Astların çalışmalarını yöneltmek , yöneticinin yapması gereken en önemli işlerden biridir.Yöneticinin güç ve yetkisini kullanması ile astlarının bu konudaki beklentilerinin çatışması , ilişkileri bozan ve stres yaratan bir durumdur.
11. İşyerinde Dedikodu:
Hakkında dedikodu yapılması , çalışan bireylere iş yaşamlarından yansıyan önemli stres kaynaklarından biridir.
12. İş Gerekleri İle Kişilik Uyumsuzluğu:
Bazen işin gerekleri ile kişilik uyumsuzluğu sorun yaratır.Buna kişi ile rol arasındaki çatışma da denilebilir.Mesleğini sevmeyen bir insanın , geçimini sağlamak için bu işi yapmak zorunda kalması buna bir örnektir.
13. Statü Düşüklüğü:
Statü, bireyin örgütte oynadığı rolün önemine verilen değerdir.Bireylerin çalışma dünyasında elde etmek istedikleri statü ve başkaları tarafından değer görme gereksinmesi , toplumsal yapı içinde saygınlık kazanma güdüsü ile birleştiğinde, algılanan statü düşüklüğü önemli bir stres kaynağıdır.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
S T R E S B E L İ R T İ L E R İ
8/4/2006 · Kategori: YonetimveOrganizasyon
S T R E S B E L İ R T İ L E R İ
- Fiziksel Belirtiler
- Davranışsal Belirtiler
- Psikolojik Belirtiler
Fiziksel Stres Belirtileri
a) Tansiyon Yükselmesi:
Stresli durumlara karşı bedensel tepki en çok kalp ve damar sistemi üzerinde görülmektedir.Stres ve yüksek tansiyon arasındaki ilişki uzun süredir bilinmektedir.
b) Sindirim Bozukluğu :
Sindirim sisteminde yer alan mide ve bağırsaklar insanın heyecanını yansıtan organlar.Stresli durumlarda heyecanlar, iştahsızlık, mide bulantısı, karın ağrısı ve barsak işlevlerinde artma ya da bozukluk yaratabilmektedir.
c) Terleme:
Korku , öfke ve stres durumları terlemeyi artırır. Cuno ve arkadaşları insanda terlemenin iki türlü olduğunu, birinin ısıdan,diğerinin ise stresten kaynaklandığını belirtmiştir.Stres terlemesi özellikle avuç içi , ayak tabanı ve koltuk altında görülürken , ısı kaynaklı terleme daha çok baş , boyun ve gövdede yaygın biçimde görülür.
d) Nefes Darlığı:
Stres tepkisi sırasında, bireyler daha fazla oksijen alma gereksinimi duydukları için daha sık ve kesik kesik nefes alma görülür.Stres solunum sisteminin önemli ölçüde etkileyen bir durumdur.Ayrıca duygusal stresler ani bir astım krizini başlatabilir.
e) Başağrısı:
Stres ve stresin doğurduğu gerginlik ağrıları arasında önemli bir ilişki vardır.Stresin neden olduğu gerginlik , damarların daralmasına, kafanın belli bölgelerine giden kan akımının bozulmasına ve o bölgeye giden kanın bir hayli azalmasına neden olur.Stres nedeniyle ortaya çıkan adale kasılmaları çeşitli baş ağrılarına yol açar.Baş , boyun ve omuz kaslarının hepsi veya bir grup adale kasılınca ense ve baş ağrısı hissedilir.
f) Yorgunluk:
Bir işyerinde iş görenlerin yorgunluk belirtileri göstermelerine neden olan temel etmenler çalışma koşulları, iş görenin fiziksel durumu (beslenme düzeni, dinlenme olanakları,duygusal ve ailevi durumu) ve sürekli aynı kasların çalışmasından kaynaklanan kas yorgunluğudur.
g) Allerji:
Stres, bireylerde aşırı duyarlılık oluşmasında önemli bir rol oynar.Aşırı duyarlılık tepkileri, bedenin bağışıklık sistemi üzerinde etki yapan allerji tepkileridir.Bu aşırı duyarlılık kasılma,şişme ve kaşıntı gibi belirtiler ortaya çıkarır.Birçok kişide yalnızca stres durumlarında ortaya çıkan allerjiler görülmektedir.bu bir anlamda bedenin strese karşı uyarılmasıdır.Bu güne kadar yapılan çalışmalar, nasıl bir mekanizma izlediği bilinmese de stresin bireyleri allerjik tepkilere karşı duyarlı hale getirdiğini göstermiştir.
h) Mide Bulantısı:
Stresin fizyolojik etkileri nedeniyle mide ve sindirim sisteminin etkilenmesi mide bulantısı Özellikle Salgılanan adrenalin hormonunun mide bulantısında etkili bir rol oynadığı bilinmektedir. Bu durum genellikle stres tepkisinin son bulması ile ortadan kalkar.
Davranışsal Stres Belirtileri
a) Uykusuzluk:
Nedeni ne olursa olsun , insanın ruh sağlığındaki en küçük dalgalanma bile , kendini uyku düzenindeki bir bozuklukla ortaya koyar. Stres altındaki bireylerde uyku zorluğu iki biçimde ortaya çıkabilir.Bunlardan ilki , uykuya dalma güçlüğü ,ikincisi ise , gece boyunca kesintisiz olarak uyumamaktadır.Bir başka uyku bozukluğu ise uzun süre uyunduğu halde sabah dinlenmiş olarak uyanamamak biçiminde ortaya çıkabilir.
b) Uyuma İsteği:
Stres altındaki bireylerin büyük bir bölümü uyku zorluğu çekerken , bazıları ise tam tersine aşırı derecede uyuma isteği duymaktadır.Bazı insanlar stresli durumlarda yaşadıkları kaygı , gerilim ve zorlanmadan uzaklaşmak için uyumayı bir kaçış olarak kullanırlar.
c) İştahsızlık:
Aşırı stres durumlarında bireylerde yaşama karşı ilgi azaldığı gibi , buna paralel olarak beslenme gereksinimi de yavaşlar ve iştah kaybolur. Bireyler sağduyuları ile yemek yemeye çalışsalar bile bireyin fiziksel gününü olumsuz yönde etkiler.
d) Yeme Alışkanlığında Artış:
Stresin fizyolojik etkilerine ilişkin olarak yapılan araştırmalarda , kronik stres altındaki bireylerde kilo kaybetme eğilimi görülmekle birlikte , herkes için bu durum geçerli değildir.Bazı insanlar stres altındayken gittikçe kilo alır.Bunun nedeni insanların yemeği bir başa çıkma mekanizması olarak kullanmaları ve günlük yaşamın güçlüklerine karşı bir tepki olarak geliştirmeleridir.Aşırı yemek neden bir savunma mekanizmasıdır? Bunu iki açıklaması vardır.İlk olarak bir şeyler yemek insanın dikkatini dağıtır. Eller , beyin ve ağız yemekle uğraşırken , sorunlar hakkında endişelenmek için çok fazla zaman harcanmaz.İkinci olarak , yemenin hipotalamus ve zihin üzerinde yatıştırıcı bir etkisi vardır.
e) Sigara Kullanma:
Stres içindeki bireyler gerginliklerini azaltmak için sigara içerler.Özellikle kaygılı bir kişilik özelliğine sahip bireyler, stresle karşı karşıya kaldıklarında sigaraya sarılarak,bırakmışlarsa bile yeniden başlarlar.Ancak sigara uzun süre kullanıldığında içinde bulunan nikotinin merkezi sinir sistemi üzerinde yaptığı etkiler nedeniyle bağımlılık yaratır.Sigara içilmediğinde , sıkıntı gerginlik artar.Ruhsal güç azalır, zihinsel işlevler ,yorgunluk bitkinlik , iştahsızlık ve uykusuzluk belirtileri görüler.
Sonuç olarak sigara içmek bir yandan günlük sorunlarla başa çıkmak için bireye gerekli olan enerji düzeyini azalttığı gibi diğer yandan kalp krizi nedeniyle erken ölüm , akciğer kanseri, bronşit vb. gibi hastalıklarında temel nedenidir.
f) Alkol Kullanma:
Birçok kişi alkolün gerilimi azalttığına ,endişelerden uzaklaştığına ,memnuniyet verici duyguları arttığına,toplumsal yeteneği geliştirdiğine ve yaşamı daha iyi algılamayı sağladığına inanır.Bir yatıştırıcı olarak ,merkezi sinir sisteminin etkinliğini azaltır.
Psikolojik Stres Belirtileri
a) Gerginlik:
Stres yaratan bir durumla karşılaşıldığında bireyde , kas ve sinirsel gerilim ortaya çıkar.Gerginlik hem kendisi bir stres belirtisidir hem de gerginlik nedeniyle ortaya çıkan diğer tepkilerin başlatıcıdır.
b) Geçimsizlik:
Genellikle stres, kişi ile sınırlı kalmamaktadır.Stres, sözel ve fiziksel olarak başkalarına kötü davranışlara yol açar.Stres içindeki birey,bu sıkıntısını iş ve aile çevresine olumsuz bir şekilde yansıtmaktadır.
Geçimsizliğin önemli nedenlerinden biri olan öfke , kişinin kendi yetersizliğinden kaynaklanan aşağılık duygusu ve kaygıdan kurtulmak için başvurduğu bir savunma nedeni olarak ortaya çıkmaktadır.Genellikle öfke, kızgınlık ve saldırganlık birbiriyle yakından bağlantısı olan kavramlardır.Saldırgan davranışların duygusal düzeyinde , öfke ve kızgınlıktan başka farklı derecelerde kin, düşmanlık , nefret gibi bütün yok edici duygularda bulunabilir.
c) İşbirliğinden Kaçınma:
Stres altındaki bazı bireyler toplumsal yaşantıdan kendilerini çekerek, yalnızlık duygusuna kapılırlar. Bu durum aile, toplum veya iş ortamındaki diğer bireylerle ilişkilerden yalıtıma neden olur.Böylece bireyin toplumsal destek ve paylaşım olanaklarını ortadan kaldırır.İnsanların aniden içine kapanması , diğer bireylerden uzaklaşması önemli bir stres göstergesidir.
d) Sürekli Endişe:
Stres tepkisi nedeniyle veya aşırı yorgunluk durumlarında endişe artar. Stres tepkisinin en belirgin belirtilerinden biri , bireyin sürekli endişe içinde olmasıdır.Beden hareketleri yapılarak , derin nefes alındığında oksijen miktarı artar ve endişeye neden olan laktik asitin oksitlenerek kandan atılması çabuklaşır.Ancak hareketsizlik durumu devam ederse endişe de sürecektir.
e) Yetersizlik Duygusu :
Yetersizlik ve işlevsizlik bireyleri acı, ümitsizlik ve bulanıma götürür.Böylece oluşan kötü döngü bireyin enerjisini alır ve iş yapacak güç bırakmaz.
f) Yersiz Telaş:
Herkes beklenmedik ve alışılmadık durumlarda telaşa kapılabilir.Ancak önemli ve uzun süreli stres durumları bireylerin normal ve alışılmadık işlevleri yerine getirmelerini engelleyerek,sürekli ve yersiz bir telaş içine girmelerine yol açabilir.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
S T R E S
8/4/2006 · Kategori: YonetimveOrganizasyon
S T R E S
Stres kavramı Latince’ de “estrica”, eski Fransızca ‘da “Estrece” sözcüklerinden gelmektedir.Stres kelimesini Türkçe’ye çevirmek ancak anlamından fedakarlık yapmakla mümkündür.Çünkü stres yaygın olarak kullanıldığı gibi , sıkıntı, üzüntü, problem, zorlanma , endişe, gerginlik, dert, kaygı, kelimelerinin ifade ettiğinden daha fazla ve daha farklı bir anlama gelmekte ve yerine göre yukarıda sayılanlara yol açmaktadır.
Kavramı ilk kez ortaya atan Hans Selye stresi , organizmanın her türlü değişmeye özel olmayan (yaygın ) tepkisi olarak tanımlamıştır.Bu tanıma göre stres, memnuniyet verici olup olmadığına bakılmaksızın her türlü isteme bedenin uyum sağlamak için gösterdiği yaygın tepkisidir.Tanımda stres tepkisinin uyanmasında hem memnuniyet verici hem de sıkıntılı oluşumların etkili olduğu işaret edilmektedir.İnsan bedeni genel olarak zevkli ve zararlı olaylar arasındaki farkı ayırd etmez.Her iki durumda da beden işlevini yerine getirmektedir.bu nedenle hem memnuniyet verici hem de olumsuz uyaranlar altında bedenin gösterdiği stres tepkisi aynıdır.
1. S T R E S V E K İ Ş İ L İ K
Bireylerin kişilikleri ,stresten etkilenme düzeylerini doğrudan etkilemektedir.Örgütteki bireylerin kişilikleri de iş hayatından kaynaklanan stresten etkilenme düzeylerini etkiler.
Kişilik , insanın bir bütünlük içinde süreklilik gösteren davranış özellikleri ve çevresine uyum biçimidir.Bu anlamda kişilik deyimi insanın dış görünüşü , kendi benliğini kullanma biçimi , ölçülebilir iç ve dış özelliklerini , kendi arasında uyum sağlamasını , dış etkilere uyarlanmasını , durağanlaşmış davranışlarını kapsar.Bu çerçevede insan kişilik tiplerinin farklı bir sınıflaması yapılmıştır.Buna göre ,A ve B tipi kişilik kavramı ortaya konulmuştur.
A Tipi Kişiliğin Davranış Özellikleri :
A tipi davranış özellikleri ,genellikle acele konuşmak,hızlı yemek,sırada beklemekten nefret etmek, zamanın elverdiğinden daha fazla etkinlikle dolu bir programa sahip olmak , zamanı boşa harcamaktan nefret etmek , aynı anda birden çok şeyi yapmaya çalışmak,yavaş insanlara karşı tahammülsüzlük ,dinlenme , dostluk veya zevk verici şeyler için çok az zaman ayırmaktır.
A tipi insan , yüksek sesle ve çabuk konuşur, alıntı, göze batan sözcükler kullanır,özellikle vurgulamak istediği sözcükleri tekrarlar ve başkaları konuşurken sık sık sözünü keser
A tipi davranış biçiminin birinci derecedeki özellikleri , ümitsizce zamana karşı koyma duygusu ve kolayca uyandırılabilen düşmanlık duygusudur .Sürekli bir şekilde en kısa sürede en fazlasını başarma cabası olan A tipi insanı, diğer insanlara karşı şiddetli huzursuzluk öfke ve sabırsızlık gösterir.İkinci derecede belirgin özellikleri ise aşırı titizlik, yarışmacılık, diğer insanlar ve çevreyi kontrol etme isteğidir. Bir diğer özellikleri ise duygusal tükenme, kendine zarar verme eğilimi, tehlike ve riske girme gibi saklı özellikleridir.
A tipi kişilik özelliklerine sahip olan kişiler ,B tipine oranla 2 –3 kat daha fazla olasılıkla kalp hastalıklarına ve buna bağlı damar hastalıklarına yakalanma riskine sahiptirler. Ölümlerin % 43 – 44 ‘ ü bu nedenden kaynaklandığı yapılan bilimsel araştırmalar sonucunda ortaya çıkmıştır.Bu durum stresin ne denli önemli olduğunu ortaya koymaktadır.
B Tipi Kişiliğin Davranış Özellikleri :
A tipi bireyin tam karşıtı olan bireylerin davranış özellikleri B tipi olarak adlandırılmıştır.B tipi insanları katı kurallardan arınmış ve esnektirler.Zamanı sorun etmezler , rahat ve sabırlıdırlar.Kolaylıkla sinirlenmez ve tedirgin olmazlar, yaptıkları işten zevk almayı bilirler.İşleriyle ilgili rahatlıkları nedeniyle suçluluk duygusuna kapılmazlar.Sakin ve düzenli çalışırlar.B tipi kişiler rekabetten fazla etkilenmeden , sağlığını bozmadan mücadele ederler, B tipi davranış özellikleri gösteren kişilerde de bazı A tipi davranışlar görülebilir.
A tipi insanın tersine B tipi kolay yaşayan bir tiptir, oldukça rahat davranır.Zamanla pek ilgilenmez ve hayatın tek anlamının başarılı olmadan geçtiği prensibini benimsemezler.Başkaları ile yarışa girmezler, konuşmaları bile daha rahat ve sakindir.B tipi kendinden ve başkalarından emin tiptir.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Zamanımızı Planlayarak Zaman Kazanabiliriz
3/3/2006 · Kategori: YonetimveOrganizasyon
Zamanın tekrarı yok, hep ileriye doğru akıp gidiyor ve o en değerli hazinemiz. Hayat kalitemiz zaman kalitemizle aynı anlama geliyor.
Çoğumuz gerek iş yaşamımızda, gerek özel yaşamımızda zamanın bize yetmediğinden, işlerin yetişmediğinden, yapmak istediklerimizi yapamamaktan yakınıp duruyoruz. Zaman en değerli hazinemizken, zamanı doğru yönetemediğimizde onu bir baskı unsuru gibi görüyor, hayatlarımızı bir yarışa, karmaşaya döndürüyoruz, yaşamlarımız üzerindeki kontrolümüzü kaybediyoruz. Oysa bilinen basit bir gerçek var “Zamanı yönetmek yaşamı yönetmektir.”
İçinde yaşadığımız yüzyıl, zaman yönetimini daha da önemli bir hale getiriyor. Yapılması gereken ve yapmayı arzuladığımız onca şey var ve zaman çok kısa…Sahi gün herkes için 24 saat değil miydi?
Zamanı algılayışımızda ve yaşayışımızdaki farklılıklar yaptığımız işi, yaptığımız iş ne olursa olsun, sevip sevmememizden kaynaklanıyor. Eğer yaptığımız işi seviyorsak, severek emek verdiğimizde zamanı düşünmüyoruz bile. Zaman verimli bir şekilde akıp gidiyor. Ancak yine de doğru bir planlama her zaman işe yarıyor.
Yapmayı düşündüğümüz işleri planlarken, onları; “önemli”, “önemli değil”, “acil”, “acil değil” kategorilerine ayırarak başlayabiliriz. Yaptığımız bu önceliklendirme işlerimizi kolaylaştırır. Acil ve önemli olanları tamamlayarak, acil olmayan ve önemli olmayanlarla devam edebiliriz. Elbette bu konuda kendimize karşı dürüst olmak ve doğru önceliklendirme yapmak çok önemlidir. Yapmaktan sürekli kaçarak ertelediğimiz acil ve önemli işlerin geciktirilmesi ileride ciddi sorunlara yol açabilir.
Zamanımızı nasıl kullanacağımız konusunda öyle çok seçeneğimiz var ki; sadece seçim yapmak bile zaman alabilir. Ama doğru önceliklendirmeyi yapıp işe koyulduğumuzda, kararlılığımız ve gayretimiz bizi başarıya götürecektir. Hem iş hayatımızda, hem özel hayatımızda hedeflerimizi, yapmak istediklerimizi çok iyi belirleyip, amaçlarımıza ulaşmak için izleyeceğimiz yol haritalarımızı ortaya koymalıyız. “Uzun zaman planlaması”ndan “kısa zaman planlaması”na doğru gitmek bir yol olabilir. Örneğin beş yıl sonra kendimizi nerede görmek istiyoruz? Peki önümüzdeki yıl ne yapıyor olacağız? Bu ay içinde bitirmemiz gereken projeler neler? Bu haftayı nasıl planlarsak işlerimizi yetiştirebiliriz? Sürekli ihmal ettiğimiz spora başlarsak haftanın hangi günleri gidebiliriz? Peki bugün, bugün neler yapacağız ve nasıl bir yol izleyeceğiz? Akşam sinemaya gitmek için vaktimiz olacak mı, yoksa önce alışveriş mi yapmalıyız? Peki ne zaman dinleneceğiz?
Tüm istediklerimiz ve yapmamız gerekenler için yeterli zamanımız var. Zamanımızı planlamak için ayıracağımız kısa bir süre bize ciddi anlamda zaman kazandıracaktır. İnanın, üzerinde durup düşünmeye ve zaman ayırmaya değer. Asıl zaman kaybı, zamanımızın azlığından ya da başkalarının zamanımızı nasıl çaldığından şikayet etmektir. Yaşamlarımızı olağanüstü kılmak için, zamanın en değerli hazinemiz olduğunu unutmadan, geri dönüşü olmayan zamana sahip çıkalım, yaşadığımız her ana…
Huriye Aksu
Eğitmen
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
